GAYDA İSTANBUL HAKKINDA
2007 yılından beri çalışmalarını sürdüren ve "Gayda İstanbul - Balkanlardan gelen hep soğuk hava olmaz a!.." adlı albümü Kalan Müzik tarafından 2009 Haziran ayında yayınlanan Gayda İstanbul, Balkanlardan Trakya'ya ve oradan İstanbul'a uzanan kültürel iklimin izlerini sürüyor ve bu izlerin yol göstericiliğinde güncel temalar ve yeni müzikal ifadeler geliştiriyor.
Söz konusu kültürel iklimin -İstanbul’un keşmekeşinden, eğlencelerinden gündelik yaşamına ve burada karşılaşılan sorunlara kadar- çeşitli yansımaları, Gayda İstanbul’un müziğinde olanaklar ölçüsünde dile getiriliyor. Konserde “kabare” formuna yaslanan bazı denemelerle alternatif bir sahnelemenin koşulları yaratılmaya çalışılırken Trakya ve Balkan halklarının -özellikle de Çingenelerin- sadece mizahî yanlarının öne çıkartılarak belli bir “gırgıriye” formatı içinde, “eğlencilik” unsurlar olarak gösterilmeleri gibi yaklaşımlar eleştiri konusu yapılıyor. Kabare formunun sunduğu hiciv olanaklarının bu doğrultuda devreye sokulması, yer yer müzikal üslubu da belirliyor.
Neden Gayda? Neden İstanbul?
Gayda…
Gayda kelimesinin, Trakya-Balkan coğrafyasında özel ve sembolik bir yeri var. Çift düdük ve tulumdan ibaret nefesli bir enstrüman olan gayda (gaida ya da gajda), Balkan halklarının geleneksel çalgılarından. Günümüzde ise yaygın kullanımını yitirmiş ve göçebe Roman müzisyenler tarafından, gayda'nın sesi ya da gayda repertuvarı taklit edilerek yeni bir form ve üslûp yaratılmış. Bugün, ortaya çıkan bu ezgi türüne ve ritim kalıbına “gayda havası” deniyor. Bunun yanı sıra gayda, müzik ile ilgili bir terim olan ve “şarkı, türkü, nağme, ezgi” anlamına gelen “kayde”nin farklı bir söyleyişi olarak da karşımıza çıkmakta.
Ve İstanbul...
12 milyon canlık nüfusuyla projede yer alan müzisyenlerin içinde yaşadığı bir büyük kent olan İstanbul, projenin merkezinde yer alıyor. Bir bgst projesi olarak kültürel çoğulculuk perspektifiyle hareket eden Gayda İstanbul’da, Balkanlardan İstanbul’a uzanan kültürel iklimin müzikal hikâyesi, İstanbul’un kendi gerçeği içinden anlatılmaya çalışılıyor.
Albüm Üzerine...
Cem-i Cümleye Selam Ederken…
Balkanlar, Trakya, Rumeli ve İstanbul… Sarp kayaları aşan sularıyla, dağları ve rüzgârlarıyla Rumeli'den geçerek İstanbul'a ulaşan bir tarih... Yüzyılları birlikte paylaşmayı bilmiş birçok dil, din, gelenek ve kültürün birlikte oluşturduğu büyük bir birikim… Yenilmişlerin ve kahramanların; nefretlerin ve sevgilerin; zalimliklerin ve letafetin; yoksulluğun ve servetin; savaşın ve barışın toprakları...
Su gibi akıp geçen yıllar içindeki bazı sesler, bazı renkler nasıl olur da silikleşir ya da yok olup gider, bilinmez. Varlığına tarihin tanıklık ettiği bu renkler ve sesler, mevsimler boyu esen rüzgârların uğultusuna karışıp, adeta onlarla göçüp gitmiş gibidir. İşte Balkanlar ve Trakya’da bir zamanlar yaygın bir nefesli çalgı olan Gayda’nın hikâyesi de böyle bir hikâye… Yaşayan bir geleneğin dönüşümünü ve kültürel bir ortaklığı vurgulayan Gayda, İstanbul’a uzanan yolculuğumuzun da adı oldu...
“Yol, menzilin bir parçasıdır.” der, eski bir Çingene sözü. Biz de çıktığımız bu yolu, menzil eyledik. Yol boyunca, neyi gördük, neyi anladık, neyi öğrendiysek bir yerlerde birileriyle paylaşabilmek umuduyla yanımıza kattık. Bu albüm, bugüne kadar süren yolculuğumuzda edindiğimiz birikimleri paylaşabilme adına tatlı bir mola, ferah bir durak yeri de oldu bizim için. Ve şu anda sizler bu müzikleri dinlerken, “Şimdi yaşanmış ve yaşanacak güzel şeyleri, yeni şeyleri görme vaktidir!” diyerek, belki de aynı anda çıkacağız yollara… Belki birlikte söyleyeceğimiz bu şarkılar, bir zamanlar başka türlü de yaşanmış hayatlar olduğunu hatırlatacak bizlere… Ve başka türlü de yaşanabilecek olduğuna dair kim bilir neler neler anlatacak…





