"İstanbul, bir büyük şehir... Geniş, uçsuz bucaksız... İstanbul'a Balkanlardan gelen, her zaman 'soğuk hava dalgası' olmaz a!..Göçmen kuşlar gibi insanlar da göçer gelir İstanbul'a..."

BASINDAN

 

“Abe Ayde Gaydalanalım!..”
Nazan Özcan

26 Temmuz 2009, Radikal Gazetesi

 

Kardeş Türküler'den bölünerek kurulan Gayda İstanbul, ilk albümünü kendi adıyla çıkardı. Balkan-Trakya havalarına dayanabilene aşkolsun!..

Memleket şuurunu yitireli çok oldu diye düşünürken, birden kendinizi tuhaf bir halde yakalarsınız. Bir konserde Arapça oynak bir şarkı söylenirken bir türlü oynamayı beceremezsiniz de, tam Balkan ya da Roman havası çalar, eliniz ayağınız siz fark etmeden göbek atmaya başlar, kendinizi yırtsanız durduramazsınız. O durumda, en iyisi “h” harflerini yuttuğunuzu ya da olur olmadık yerlere “yapıştırdığınızı” efendi gibi kabul etmektir! Kardeş Türküler’in “Balkan şubesi Fehmiye Çelik”le, Gayda İstanbul projesini ve aynı isimli yeni albümlerini konuşmaya gidince, tabii ki toprak çekti ve annelerin “abe evlatçım”, “kavgadan kırıldılar”, “adi be ya”larından başladık da Gayda İstanbul albümüne zor gelebildik. Belki unutur giderdik ama neyse ki albümün içindeki şarkılar da hep “bizim kızanların”. Yani Trakya’dan ve Balkanlar’dan da konuya zıplamak kolay oldu.
Kardeş Türküler bölünürek çoğalıyor. Gayda İstanbul projesi de son numara. Projeye önderlik edenler Kardeş Türküler’in solistlerinden Fehmiye Çelik ile bas gitaristi ve düzenlemecisi Ayhan Akkaya. Çelik Makedon asıllı olduğu için zaten duruma teşne, Ayhan Akkaya ise İstanbul’da büyümüş, dolayısıyla fahri Balkanlı sayılır. “Trakya-Balkan coğrafyasında yaşayan Pomaklar, Boşnaklar, Arnavutlar, Makedonlar, Türkler, Romanlar gibi çeşitli halkların müziklerine ağırlıkla odaklanmış, gelenekselle yakın teması olan, oradan beslenmeyi önemseyen, bunun yanı sıra bu iklimin sözünü de, kendi müziğini de yazmayı hedefleyen bir proje” diye anlatıyor Çelik, Gayda İstanbul’un derdini. E tabii insan merak ediyor, hadi Trakya müziğinde klarnet, zurna, davul, darbuka olmazsa olmazdır da, bu “gayda” nerden çıktı diye. Bizim bildiğimiz hepitopu İskoç gaydası. Sesini duyunca kendimizden geçer miyiz, geçeriz o ayrı! Çelik de anlatıyor. “İskoç gaydası yıllar önce savaş çalgısıymış. Oysa Balkanlar’da şenlik çalgısı. Balkanlar’da bir dönem çok yaygınmış. Giderek yerini zurnaya, klarnete bırakmış. Ama gaydanın sesi hep taklit edilmiş. Çünkü hafızalarda var. Mesela nenemler ‘Tuttur bakalım bir gayda’ derlerdi. Yani gayda, kayde, şarkı, müzik, melodi, name anlamına gelmiş”. Onlar da bir ortaklık olarak kendilerine Gayda İstanbul deyivermişler. Aralarına bu işi en iyi yapan Roman müzisyenleri de almışlar. Tevfik Çekiç, Şükrü Tırkış, Basri Özkaraağaç... gibi. “Roman müzisyenlerle çalışınca, onların müziklerinin içine girince ve o hayatlarla yüzleşince, ilk Gayda İstanbul albümü, biraz Roman ağırlıklı oldu” diyor Çelik. Sulukule’deki yıkımlar, yerinden edilmeler, insanların zorunlu göçe tabi olmaları, yoksulluk vs. “Oralarda alan çalışmaları yapınca çok ciddi tanıklıklarımız oldu. Ve gördük ki, Romanlar aslında ‘en aşağıdakiler’. Kağıthane’de kağıt toplayıcı kadınlarla söyleşilerim oldu. Bir Roman ablayla tanıştım, 47 yaşındaydı ve yedi yaşından beri çöp topluyordu. Çöp toplayıcılar, çiçekçiler, teneke evde yaşayanlar, Sulukule’de cümbüşçü kadınlar, yıkımlar sırasındaki feryatlar derken...” diye devam ediyor. Bütün bunların sonucu olarak Kudur, Kağıthane, Çiçekçi ve Buçuk şarkıları yazılmış ve bestelenmiş. Şarkılar oynak ama sözler pek muhalif.
Sanmayın ki Balkanlar unutulmuş. Sırpça Ajde Jano şarkısı yakıcı melodisiyle insanı vuran Karanfil Beyaz adındaki, Makedonya göçmenlerine özgü Türkçe bir şarkıyla birleştirilmiş. “Karanfil Beyaz, benim çocukluğumun şarkısıdır. ‘Ajde Jano’yu dinleyince hemen aklıma ‘Karanfil Beyaz’ geldi. Düğünlerimizde çok çalardı ve temposu hızlıydı, oyun havası şeklindeydi. Ama anlamı o kadar derin ki” diyor Çelik. Albümdeki düzenlemede şarkıyı biraz yavaşlatmışlar. Ajde Jano “Gel, evi satalım, atı satalım, tarlayı satalım, silahları da satalım. Artık dans etmenin zamanıdır” diyen savaş karşıtı bir şarkı. “Bu şarkıyı özellikle Sırpça söyledik çünkü Sırplar vahşet ve ırkçılıkla çok özdeşleştirildi. Ama Sırplar arasında da barış mücadelesi veren insanlar var” diyor Çelik. Spikerlerin dediğinin inadına bu albümde “Balkanlar’dan gelen soğuk hava”nın gramı yok. Dinle’nin kaynağı Boban Markovic Orkestar. Ezgiyi alıp üzerine sözler yazılmış. Bulgaristan Muhacırları şahane bir 9/8’lik şarkı. İster “atın göbecikleri” isterseniz de “birayı çekip çekip” efkârlanın! Ka Merau, Tony Gatliff’in Gadjo Dilo filminden bir şarkı. Çok önceden sevmişler şarkıyı. “Şarkıyı düzenlerken, bizimle birlikte çalışan Sarıköylü Tevfik Çekiç, ‘Bu şarkı Romanca’ dedi. Tevfik abi sözleri deşifre etti, çünkü Romanca onun anadili, biz de deşifre ettiği sözlere Türkçe sözler ekledik” diye anlatıyor Çelik. Düzenlemelerde rock, caz, ska formlarını atlamamışlar. Ne de olsa bu proje gelenekselle moderni buluşturmak istiyor. Ayrıca, bizim diye övünmek gibi olacak ama, Balkan müziği bu formlarla pek yakışıklı duruyor. “Balkanlar, Avrupa’yla Ortadoğu arasında bir köprü. Dolayısıyla, bizim makamsal yapıya da uygunluk gösteriyor, Batı’nın melodik, armonik yapısına da. Doğaçlamalara çok açık”. “Avamız” oluyor bin beş yüz, breh breh ne müziğimiz varmış diye. 9/8’lik ritimle albüm şarkılarından “Oğlan çıkmış portayı pantul elinde, oğlanın anası Roman karısı, ben kaçacam oğlana gece yarısıııı” diye bir gayda tutturup İstiklal Caddesi’ne karışıyoruz. “Pantul” ne, “porta” ne mi? “Pantul” bildiğimiz pantolon, “porta” da kapı. Evet İtalyanca “la porta” ile birebir aynı. Ne de olsa “Havrupalıyız be yaaaaa!”
Gayda İstanbul, Gayda İstanbul, Kalan Müzik