ARAŞTIRMA-İNCELEME
TÜRKİYE ÇİNGENELERİ
Ali Mezarcıoğlu
(Yazı, www.cingeneyiz.org adlı siteden alınmıştır.)
Türkiye coğrafyasında çingenelerle karşılaşmamız oldukça eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Bizans İmparatorluğu’nun eski tarihi metinlerinde Athinganoi adı bir mezhebin üyelerinden bahsedilir. Bunlar, falcılık, büyücülük vb gizem sanatları ile kendi geçimlerini sağlamaktaydılar. Kiliseyle çok ciddi sorunlar yaşıyorlardı. Kimileri bu grubun gerçek çingeneler olmadıklarını iddia eder. Buna karşılık Türkçeye çingene olarak geçen kelimenin kökeninin athinganoi sözcüğünden geldiği konusunda genel bir uzlaşma vardır. Aynı sözcük çeşitli dillere, Tsigan, zingari gibi farklı biçimlerde geçmiştir.(1)
11. yy’da Gürcü bir aziz biyografisinde Athinganoi’lerden bahsedildiğini görüyoruz. Burada İmparator Monomakhos’un av hayvanlarını öldüren çeşitli vahşi hayvanlardan dertli olduğu anlatılır. İmparator buna karşı Adsincani denilen kahinlikleri ve büyücülükleri ile ünlü Samiriye’li bir halkın yardımını ister. (2)
12. yy’da ise kilise kanunları üzerine çalışan Theodore Balsoman’ın ayı oynatıcılığı ve falcılık yapan Athinganoi’lere karşı çeşitli kanun hükümleri geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. 15. yy’da Bizans topraklarında çingeneler için, mısırlı anlamına gelen Aiguptissas kelimesi kullanılmaya başlar. (3) Bizans’ta çingeneler özellikle kilise ile ciddi sorunlar yaşamışlardır.
Kendine özgü yaşam biçimleri ile çingeneler bir şekilde tehdit olarak görülmüştür. Düzenli olmayan aralıklarla çingene toplulukları sınır dışı edilmiş; kentlerin çeperindeki sur diplerinde yaşamaya zorlanmışlardır. Bugün hala önemli bir çingene yerleşimi olan Sulukule Bizans İmparatorluğu’ndan beri çingene topluluklarını ağırlamaktadır.
Aynı şekilde Topkapı surlarının iç ve dış taraflarında Bizans İmparatorluğu'nun son dönemlerinden beri poşa çingeneleri yaşamaktadır. Bunlar elekçilikle uğraşmaktadırlar.(4)
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Topkapı surları poşalara ev sahipliği yapmıştır. Poşalar Topkapı'da yaşamışlar, Unkapanı civarındaki dükkanlarında elek yapıp satmışlardır. Çingene olduğu öne sürülen Karagöz karakterinin, Kanlı Nigar oyununda Hacıvat'la yaptığı şu diyalog ilginçtir:
"Hacıvat: Acaba Çingenece bilir misin?
Karagöz : Süt be süt
Hacıvat: Uclan
Karagöz : (pencereden atlayarak) Soskiros
Hacıvat: Ben ne diyeceğim?
Karagöz : Soborlos keros de.
Hacıvat: Aman karagözüm ve ne dil kelamı, ve neyin lisanı?
Karagöz : (hafifçe) Çingene, Çingene…
Hacıvat: Çengelde mi?
Karagöz : Hayır sırıkta asılı
Hacıvat: Doğru söyle karagözüm siz kimlerdensiniz?
Karagöz : Biz Unkapanı'nda elek yapar elek satarız "(5)
Osmanlı İmparatorluğu döneminde çingenelerin toplumsal yapı içerisinde önemli bir yer işgal ettiklerini görüyoruz. Bu dönemde özellikle kırsal yerleşkelerin tarım faaliyetinde kullandıkları çeşitli araçların göçebe demirci çingeneler tarafından üretildiğini görüyoruz.(6)
Aynı şekilde devlet kurumları da çeşitli işlerde çingenelerin zanaat yeteneklerinden yararlanmışlardır. Süleymaniye Camii’nin inşaatı boyunca gerekli bir takım malzeme Çingene Derviş adı verilen bir demirci tarafından imal edilmiştir.(7) 17. yy’da İstanbul’daki at satıcıları loncasının büyük oranda çingenelerden oluştuğu bilinmektedir.(8) Diğer loncalarda da çingenelerin azımsanamaz bir ağırlığı vardır.
Bu yararlılıklarına karşılık İmparatorluk bünyesinde çingene toplulukları çeşitli problemlerle karşılaşmışlardır. Bu sorunların dönemin Avrupa’sında olduğu kadar ileri boyutlara varmadığı bilinmekle beraber, yok sayılamayacak kadar önemli olduklarını belirtmeliyiz.
1551 yılında Kanuni zamanında çıkarılan bir kanunname çingenelerin at sahibi olması yasaklanır. Bu uygulamanın amacı çingeneleri yerleşik hayata geçirmektir.(9) Osmanlı İmparatorluğu genel politikasına bağlı olarak çingenelerden vergi alınmasını temel sorun olarak kabul eder. Zira göçebe yaşamları vergi tahsilatını zorlaştırmaktadır. Bu amaçla Fatih Kanunnamesinde çingenelerle beraber göçüp kazançlarını belgeleyecek resmi görevlilerin gerekliliğinden bahsedilir.(10) Benzer kaygılarla bu dönemde kendi cemaatlerinden kaçan çingenelerin, yakalanarak cemaatlerine teslim edilmesi devlet tarafından gerçekleştirilir. (11)
İmparatorluğun son dönemlerinde; nüfus yapısı genel olarak büyük ölçüde değişmektedir. Toprak kayıpları sonucunda; kaybedilen topraklardan Anadolu’ya doğru büyük çaplı bir göç başlar. Çingenelerde bu alt üst oluştan kendi paylarına düşeni alırlar. Özellikle Balkan Savaşlarından sonra çok sayıda çingene Balkan coğrafyasından bugünkü Türkiye’ye doğru yoğun bir göç hareketine başlar.
Başlangıçta bu duruma kayıtsız kalan İttihat ve Terakki Hükümeti daha sonra duruma el koyar. Bu dönemde hazırlanan (15 Ocak 1918) Asair ve Muhacirin Kanun Taslağı’nın 3. maddesinde fahişe, kumarbaz, anarşist ve suçluların yanı sıra çingeneler de muhacir olarak kabul edilmeyeceklerin arasında sayılır. (12) Ülke sınırları içerisinde yaşamakta olan çingenelere dönük olarak da genel bir yerleşikleştirme siyaseti uygulanmaya çalışılır. Bu amaçla İttihat ve Terakki hükümeti; göçebe çingenelerin kurulacak fabrikalarda sıkı disiplin altında çalıştırılmasını amaçlayan bir tasarı ortaya koyar.(13)
Cumhuriyet kurulduktan sonra çingenelerin yaşam koşullarında çok büyük bir değişme olmaz. Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesinde çok sayıda çingene Türkiye’ye gelir. Bu dönemde özellikle göçebe çingenelerin ülkeye girişi engellenmek istenir. 14.06.1934 tarihli 2510 sayılı iskan kanunu ile göçebe çingeneler ülkeye muhacir olarak alınmayacaklar arasında sayılır. Söz konusu madde halen yürürlülüktedir.
Nufüs cüzdanlarında uzun bir süre boyunca Kıpti-müslim yazması Türkiye’de yaşayan çingeneler için ayrımcılığı besleyen önemli bir unsur olmuştur. Bu uygulama 1950’lerde kaldırılır. Günümüzde çingenelere dönük ayrımcılık; somut yasal uygulamalardan ziyade hem resmi hem sivil düzeydeki dışlayıcı tutum ve zihniyetlerden kaynaklanmaktadır. Kimliğini gizleyerek Bürokrasi içerisinde ilerlemeyi başaran emekli Devlet Demiryolları bürokratı Mustafa Aksu, hayatının çeşitli dönemlerinde yaşadığı ayrımcılık uygulamalarını çalışmasında ayrıntılı bir biçimde anlatmaktadır. İlkokul öğretmeninin çingene kimliğini bilmesine rağmen Aksu’ya çingenelerle evlenilmez demesi ile başlayan bu davranışlar hayatı boyunca onu takip ediyor.(14) Emekli olduktan sonra kimliğini açıklayan Aksu, şimdi kendi gibi pek çok çingeneyi etkileyen bu tutumla mücadele etmeye çalışıyor. Aksu kadar şanslı olmayan pek çok çingene, eğitim görme, demokratik yaşama katılma gibi en temel haklarından bu uygulamalar yüzünden yoksun kalıyorlar.
Günümüzde Türkiye coğrafyasının her yerinde çingene Toplulukları yaşamaktadır. Kesin bir rakam telafuz etmek mümkün olmamakla beraber kendilerine özgü özelliklere sahip farklı grupların her bölgede ciddi bir nüfus ağırlığı oluşturduğu anlaşılabiliyor.
Marmara bölgesinde yaşayan gruplar; genellikle kendilerini roman olarak adlandırıyorlar. Bunların bir bölümü Romani’nin değişik lehçelerini kullanmaktadır. Az sayıda olmakla beraber bir grup Roman halen göçebeliği sürdürüyor. Özellikle İstanbul’da 60’tan fazla yerleşim alanında çok sayıda yerleşik Roman Mahallesi var.(15)
İç Anadolu Bölgesi’nde genellikle Abdallar yer almaktadır. Abdallar; kendi aralarında Türkçe gramere dayanan Romani’den çok sayıda sözcük almış gizli bir dil konuşurlar. (16) Meslek ve yaşam tarzı olarak çingene topluluklarının genelinden hemen hiçbir farklılık göstermezler. (17) Abdallar Anadolu’nun diğer bölgelerinde de varlıklarını sürdürmektedirler. Gaziantep civarında yaşayan abdallar kendilerini teberci diye adlandırırlar. Abdallar genel olarak Alevi mezhebindendir.(18)
Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan çingene Grupları Poşa diye adlandırılırlar. Poşalar; Ermenice’den oldukça etkilenmiş Romani izleri kolay seçilemeyen bir dil konuşurlar.(19) Genellikle geleneksel çingene mesleklerinden olan kırsal topluluklara elek satıcılığı yaptıklarından Kastamonu-Çankırı civarında elekçi diye bilinirler. Sivas bölgesinde yerleşik yaşam sürdüren Poşalar vardır.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde çingene toplulukları Mıtrıp adıyla bilinirler. Müzisyenlik yaparlar. Hakkari’de bütün davulcu ve zurnacıların müzisyenlik yaptıkları iddia edilmektedir. Mıtripler iyi derecede Kürtçe konuşmaktadırlar. (20)
Bu sayılan gruplar dışında Anadolu’da dağınık yaşayan farklı çingene toplulukları da vardır. Örneğin Denizli ve Tokat gibi iki farklı bölgede varlıklarını bildiğimiz Geygelliler diye anılan bir grup mevcuttur. Bu grubun kendi aralarında konuştuğu gizli dilde Romani’nin etkisi görülebilmektedir. Geygelliler de alevi mezhebindendirler. (19)
(1)Frazer, Angus, Avrupa Halkları Çingeneler, Homer Yayınları 2005, sf 48
(2)a.g.e sf 47
(3)a.g.e sf 49
(4)http://www.istonbul.com/dergi.asp?s=4&bolum=8
(5)http://www.karagoz.net/kanli_nigar.htm
(6)Şerifgil, Enver M, 16. yy’da Rumeli Eyaleti’nde Çingeneler, TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI, Aralık 1981 sf 122
(7)a.g.e sf 121
(8)Asseo, Henriette, Çingeneler Bir Avrupa Yazgısı, YKY, 2004, sf 42
(9)a.g.e sf 124
(10)a.g.e sf 123
(11)a.g.e sf 134
(12) Dündar, Fuat, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası, İletişim Yayınları,
2001, sf 129
(13) a.g.e sf 128
(14)Aksu, Mustafa, Türkiye’de Çingene Olmak, Ozan Yayıncılık 2003 sf 14
(15)Yılgür, Egemen, Sarıgöl: Garibanların Dünyasına Yolculuk, Yayınlanmamış Çalışma.
(16)A.g.e sf 95
(17)Andrews, Peter Alford, Türkiye’de Etnik Gruplar, Tüm Zamanlar Yayıncılık, 1992, sf
264
(18)a.g.e sf 95
(19)a.g.e sf 196
(20)a.g.e sf 198
(21)a.g.e sf 270





